top of page

Yazarın Diğer Kişiliği

  • Writer: Sarnav
    Sarnav
  • Mar 17
  • 4 min read

Bir yazarın adını değiştirmesi, sadece bir maske takmak değil, bazen yazınsal kimliğini tamamen yeniden inşa etmek bazense yepyeni bir ruh yaratmaktır. Bambaşka biri olmak, içinde tuttuklarını nihayet dile getirmek ve bunu girdiği rollerle birlikte çeşitlendirmek edebi anlamda bir değer oluşturmaya da yardımcı olur.


Takma adlar (sanatsal anlamda ”pseudonyms” ya da edebi anlamda ele aldığımızda “pen names”) edebiyat tarihinde yazarların kimliklerini gizlemek, toplumsal normlara meydan okumak ve bir alternatif kişilik (alter ego) veya sosyal maske (persona) yaratmak için sıkça kullanılmıştır.


Düşününce, yazarlar neden böyle bir yola başvurmuş olabilirler? Onları kendi adlarını kullanmaktan alıkoyan nedir? Bu dönemsel bir modadan ibaret miydi? İnceleyelim.


Photo by Sujal Patel on Unsplash


Akla ilk gelebilecek noktalardan biri geçmişe bakıldığında ortaya çıkıyor aslında. Özellikle kadın yazarlar, (sadece edebiyat için geçerli olmayan) erkek egemen bir dünyada seslerini duyuramadıklarından bu yola sıkça başvurmuşlar. Toplumsal baskılardan kaçış olarak gördükleri bu yolla birlikte, ciddiye alınmanın yollarını da erkek isimleri kullanarak bulmuşlar. Örneğin iki kitabını okuduğum James Tiptree Jr. adlı yazarın aslında Alice Bradley Sheldon olduğunu sonradan öğrenmiştim. Anlatımın erkeksi oluşu ve dönemin otoritelerinin onu erkek sanması da kitabın basılması için etkendi hiç şüphesiz.


Bu yöntemi benimseyen bir diğer ünlü yazar ise J.K. Rowling'dir. Bu ismi kullanarak cinsiyetini belirsiz bırakmayı tercih etmiştir, yani bir tür gizlenme stratejisi uygulamıştır. Fakat başarılı olan yazarın derdi aslında başka. Özel hayatını korumak ve zaten fazlasıyla ünlü olduğu için yazılarını farklı bir kimlik altında yayımlamak istemiştir. Robert Galbraith adında bir takma adı olduğunu bu yazı öncesinde araştırdığımda öğrendim. Böylece okurlar Robert’a bir şans verirken akıllara sürekli olarak Harry Potter ile yakalanan başarının benzeri bir beklenti düşmeyecek. Yazar için rahatlama payı yaratıyor ve kişiliğini gizliyor diyebiliriz. Alice Harikalar Diyarında adlı kitabın yazarı Lewis Carroll da çocuk kitaplarını yazarken akademik kimliğinden ayrılmak amacıyla bir takma ad kullanmıştır. Öte yandan, hepimizin bildiği gibi Osmanlı Dönemi padişah veya üst kademe yöneticilerinin de benzer takma adlarla şiir yazdıkları bilinen bir gerçek.


Yine bilinen bir yazar olarak Agatha Christie de buna başvuranlardan. O da alışıldık tarzından farklı bir türde yazarken okuyucu beklentilerini sıfırlamak için Mary Westmacott adını kullanmış. Tabii dedektif romanlarından sıyrılmak ve bambaşka bir tür yazarken yaratıcı özgürlüklerini genişletmek isteyen yazarların buna başvurması da gayet anlaşılır. Örneğin çok sevdiğim yazar Herbert George Wells’in de bilim kurgu ve fantezi ağırlıklı romanlarından sonra ara sıra Reginald Bliss takma adı (ve aynı zamanda karakteri) ile yergi türünde bazı yazılar yazması bu yüzdenmiş.


Burada ayrıca başka bir kavrama daha değinmek istiyorum ancak çok detayına inmeyeceğim. Heteronym terimi bahsettiğimiz takma addan sıyrılan fakat benzer bir özellik gösteren biçime deniyor. Rumuzların aksine heteronym, yazarın gerçek kimliğinden tamamen bağımsız, kurgusal bir kişiliği benimsemesi anlamına gelir. Farklı kişilikler, üsluplar ve hayali biyografiler yaratılarak kullanılan ve birden fazla olabilen, karakterle eşleştirilebilen bir edebi kimlik bu. Gerçekten role bürünmekten bahsediyoruz. O yüzden çoklu yazar kimliği şeklinde tanımlanabilir belki. Örnek olarak filozof Kierkegaard, okurları düşünmeye zorlamak amacıyla çeşitli veya zıt felsefi düşünceleri ele alırken iki karakter yaratıp onları temsil ediyor. Bir başka ilginç örnek ise ters bir düzlem koyuyor ortaya. Doctor Who adlı bilim kurgu dizisinde David Agnew takma adında bir senarist varmış fakat aslında bu isim bir ekip insanı içeren tek bir kişilikmiş. Herkes David Agnew adlı “birini” benimseyerek yazıyor ve sanki o bölümün senaryosu aynı kişi tarafından yazılıyormuş gibi belirtiliyormuş.


Şimdi takma ad kullanım nedenlerine dönelim. Stephen King ile devam edeceğiz bu defa. Kendisi “King of Horror” olarak da tanınıyor. Gördüğünüz gibi aslında markalaşmış bir adı var kendisinin. Bundan sıyrılması aslında düşününce çok zor. Tür değiştirirken veya sıra dışı düşüncelerini kaleme alırken King adıyla yazması onun için her zaman olumlu olmayabilir. Tanınırlığı aslında çok fazla yoruma da açık hale gelmesi demek zira. Ya her adımını atmadan evvel düşünmesi ya da daha makul yolu tercih etmesi gerekti. Evet, böylece bir süre alter egosu olarak da tanımladığı Richard Bachman mahlasıyla birçok kitap yayımladı.


Sansür meselesi de var tabii. Politik veya tartışmalı konularda yazanlar, gerçek kimliklerini gizlemek için takma ada başvuruyorlar ki gayet anlaşılır bir durum. Sanırım kendini yeterince açıklayan bir madde. Örneğin Voltaire dönemin otoritelerinden korunma amacıyla bunu tercih edenlerden olmuş. Pablo Neruda da politik şiirlerini başka bir isim altında yayımlamış.


Bir persona bağlamında düşünürsek iş daha psikolojik bir paydaya kayabiliyor. Şöyle düşünelim. Bulunmaktan keyif aldığınız bir yerdesiniz ve zevkle yazıyorsunuz. Sonra, hayat bu ya, başka bir yere taşınıyorsunuz. Artık orada gidemiyor, aynı duyguları tam anlamıyla yaşayamıyorsunuz. Haliyle bu durum yazacaklarınızı da bir nebze olsun etkiliyor. Şimdi ise bilinçli bir şekilde maske taktığınızı düşünün. Psikolojik etmeni artırmak adına şahsi duygu ve deneyimlerinizden uzaklaşmayı tercih ediyorsunuz. Belki daha cesur, objektif ve “siz gibi” olmayan bir yazı yazıyorsunuz. Bunun için bir takma ad kullanmayı bile düşünüyorsunuz. O artık siz değilsiniz ve yazdıklarınız da yarattığınız karakterinizin sözcükleri. Tıpkı ailenize, arkadaşlarınıza ve tanımadığınız insanlara kullandığını kelimeler, takındığınız tavırlar gibi.


 

Konuyu araştırdıktan sonra fark ettim ki, aslında ben de farkında olmadan bunu uyguluyormuşum. Zamanında internete ve devamında sosyal medyaya adım atarken seçtiğim bir rumuz hayatımın tam anlamıyla parçası oldu. Hatta öylesine benimsemiş ve içselleştirmişim ki adımı okuduğumda garip geliyor bazen. Kullanım sıklığımdan ötürü akrabalarımın çoğu bile ikinci ismimin bu olduğunu zannediyor. Kurgu yazılarımda bu isme bürünüyorum ve gerçekliğimden uzaklaşıyorum. Üstüne üstlük, yazılarıma bir karakter olarak kendimi ekliyor ve uzun zaman sonra tekrar okuduğumda, istemsizce kendi düşüncelerimi yansıttığımı görüyorum. Bunu sağlayan şey tam olarak nedir anlayamasam da kurgusal ve kurgu dışı yazılarımda bu ayrımı gözlemleyebiliyorum. Ve bu gibi kurgu dışı yazılarım içinde sadece söz dokuyan biri oluveriyorum.

Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page